EMANETİN ÜÇ SURETİ: MUHTAÇ OLANIN KİMLİĞİNE BAKILMAZ

Dünya kurulduğundan beri yaşam hakkı, pazarlık konusu edilemeyecek kadar kutsal bir emanettir; zira var olan her can, evrensel ekosistemin çöküşünü engelleyen o muazzam dengenin bir parçasıdır. 

Bu hak sadece bir inancın değil, tüm semavi dinlerin ve kadim öğretilerin ortak vicdanıdır. 

Bir bebeğin masumiyeti, bir yaşlının bükülmüş beli ve bir hayvanın dilsiz bakışı, aslında aynı kutsal emanetin farklı suretleridir; çünkü merhamet, muhtaç olanın kimliğine bakmaz.

Sokaklarda yankılanan şiddet sarmalı ve "uyutma" tartışmalarının gölgesinde, unuttuğumuz o asıl hakikati haykırmanın vaktidir: İslam, bir "şekil" dini değil, bir "merhamet" nizamıdır.

Yüce Allah, Kur'an-ı Kerim’de hayvanları sıradan birer nesne değil, 

"Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa, hepsi ancak sizin gibi birer ümmettir" (En’âm Suresi, 38. Ayet)
buyurarak onları tanımlamıştır. 

gülen erol

Bu tanım, hayvanların da sosyal, hayati ve ilahi haklara sahip olduğunun en büyük tescilidir. 

"Müslüman evinde hayvan olmaz" söylemi, İslam’ın evrensel merhamet mesajına karşı girişilmiş bir cehalet operasyonudur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), "Kedi necis (pis) değildir, o aranızda çokça dolaşanlardandır" (Ebu Davud, Taharet 38; Tirmizi, Taharet 69)
buyurarak kedinin ev içindeki varlığını bizzat meşrulaştırmıştır. 

Ebu Hureyre’nin (Kedi Babası) bu lakabı onurla taşıması, İslam’ın kalbinde kedilere açılmış bir tahttır.

Kur'an, Ashab-ı Kehf’in köpeğini yüzyıllarca süren o kutsal uykuda onların yanına arkadaş kılmış, ismini ve varlığını ayetle sabitlemiştir (Kehf Suresi, 18. Ayet). 

Eğer bir hayvanın varlığı "rahmete engel" olsaydı, Allah en sevgili kullarını bir köpekle aynı mağarada barındırmazdı. 

İmam Malik gibi dev fıkıh alimleri, canlı her varlığın aslen temiz olduğunu savunur; zira yaradılışın ilk gününden beri eşyada aslolan temizliktir. 

"Melek girmez"rivayetleri ise o dönemin putperest adetlerine ve hijyen şartlarına yönelik özel durumlardır; bir canlıyı evden atmanın veya katletmenin dini gerekçesi asla olamaz.

Bugün hayvanları dışlayan zihniyet, kendi ecdadına ve evrensel nizamın fıtratına yabancılaşmıştır. 

Osmanlı ve Selçuklu, sadece insanlar için değil; leylekler, göçmen kuşlar ve sokak hayvanları için vakıflar kurmuştur. Dünyanın ilk hayvan hastanesi olan 

Gurabahane-i Laklakan, bu toprakların "Müslüman evi" anlayışının sokaklara taşmış halidir. 

Camilerimizin duvarlarına işlenen "kuş evleri", İslam’ın estetik ile merhameti nasıl birleştirdiğinin kanıtıdır. Hayvanı camiye, vakfa, saraya sokan bir medeniyetten; balkonuna kuş konmasın diye dikenli tel çeken, ekosistemin sessiz koruyucularını düşman ilan eden bir cehalete düşmek acıdır.

Steril evlerimizde hayvan tüyünden kaçarken, aslında fıtratımızdan ve evrensel dengeden uzaklaşıyoruz; oysa modern tıp, hayvanlarla büyüyen çocukların bağışıklığının daha güçlü olduğunu (Hijyen Hipotezi)
kanıtlamıştır. 

Peygamberimizin kedinin su içtiği kaptan abdest alması, bu biyolojik güvenin 1400 yıl önceki beyanıdır. 

Bir canlıya bakmak, insandaki "Emanet" duygusunu geliştirir. 

Merhameti bir kediye veya köpeğe göstermeyen bir neslin, insana merhamet etmesi beklenemez; zira bir hayvana "kışt" demeyi öğrettiğimiz evlatlarımızın, yarın biz yaşlandığımızda bize "of" demeyeceğinin garantisi yoktur.

Hayvanları fişlemek, "çip" bahanesiyle yuvalarından koparmak veya onları birer "tehdit" gibi göstermek; İslam’ın 

"Yeryüzündekilere merhamet edin ki, gökteki de size merhamet etsin" 

(Tirmizi, Birr 16)
emriyle sabitlenen evrensel yasaya doğrudan aykırıdır.

Dinimiz, bir hayvana su verdiği için affedilenleri ve bir kediye eziyet ettiği için helak olanları anlatır. 

Bir canı terk etmek, o canın yaratıcısına karşı gelmek ve dünyanın kuruluşundan beri tıkır tıkır işleyen o muazzam ekosistemin dişlilerini kırmaktır. 

Bakıma muhtaç bir ihtiyarı sokağa bırakmakla, bir hayvanı ölüme terk etmek aynı ruhsal kuraklığın sonucudur.

"Müslüman mahallesinde, Müslüman evinde can olur!" 

Azrail (a.s) bir melektir ve her eve girer; ölümün girdiği eve rahmet meleğinin girmesini engelleyen şey bir hayvanın tüyü değil, o evde yaşayanların kalbindeki merhametsizlik ve zulmüdür. 

Hayvanlar Allah’ın dilsiz kullarıdır. 

Yarın o dilsiz kullar, yapılan her zerre zulmün hesabını lisan-ı hal ile soracaktır. 

Bugün onların hakkını savunmak, sadece bir hayvanseverlik değil, aynı zamanda bir iman tazeleme meselesidir. 

Kapınızı ve kalbinizi bu canlara kapatmayın; zira Allah, merhametlilere merhamet eder. 

Bugün kapınızın önüne koyacağınız bir kap su, sadece bir canı doyurmak değil, kaybettiğimiz medeniyet tasavvurunu ve evrensel nizamı yeniden inşa etmektir.

gülen erol

GÜLEN EROL’DAN AÇIK ÇAĞRI:

Bu yazıyı okuyan her bir ferdi, her site yönetimini ve her cami derneğini; ecdadımız gibi kapılarının önüne "Emanet" bilinciyle bir kap su bırakmaya ve betonlaşan şehirlerimizde dilsiz kullara nefes olacak merhamet köşeleri açmaya davet ediyorum. 

Medeniyet, inşa ettiğimiz binalarda değil, o binaların gölgesinde yaşattığımız canlarda gizlidir.

Yazan: Gülen Erol

REFERANSLAR VE BİLGİ KAYNAKÇASI


Dini Referanslar

1 Kur'an-ı Kerim: En’âm 38 (Canlıların ümmet oluşu), Kehf 18 (Mağara arkadaşı köpek).

2 Hadis Kaynakları: Ebu Davud, Taharet 38; Tirmizi, Birr 16 (Merhamet hadisi).
3 Fıkıh: İmam Malik, El-Muvatta (Canlıların temizliği üzerine temel kaideler).

Tarihi ve Bilimsel Kaynaklar

1 Tarih: Gurabahane-i Laklakan (Düşkün Leylekler Evi) Vakfiyesi ve Osmanlı kuş evleri mimarisi.

2 Tıp: Modern "Hygiene Hypothesis" (Hijyen Hipotezi) Erken yaşta hayvanlarla temasın bağışıklık sistemine katkıları.

Günün Notu:

Kalbinizde yer açmadığınız bir canın, evinizde yeri olmaz. 

Merhamet evrenseldir; bölünemez, ertelenemez.